ESER SÖZLEŞMESİNDE İŞ SAHİBİNİN GÖZDEN GEÇİRME VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ

01.01.2021Makale

Türk hukuk uygulamasında eser sözleşmeleriyle ilgili pek çok uyuşmazlıkla karşılaşılmaktadır. Yüklenicinin ayıplı ifasına ilişkin uyuşmazlıklar belirtilen uyuşmazlıklar arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu itibarla eser sözleşmeleri ve ayıplı ifaya ilişkin temel hukuki esasların değerlendirilmesi hukuk teorisi ve uygulaması açısından güncelliğini korumakta ve her geçen gün popülerliğini arttırmaktadır.

Eserin teslimi açısından tamamlanmış olma şartı varken eserin ayıplı olması kural olarak teslime engel değildir. Teslim edilen eserin ayıplı olması halinde yüklenicinin ayıba karşı tekeffül borcu söz konusu olur. İş sahibi ise ayıptan kaynaklı seçimlik haklarını kanunun aradığı şartları yerine getirmek suretiyle kullanabilir. Söz konusu şartlardan birisi de iş sahibinin eseri inceleme ve varsa ayıpları bildirme yükümlülüğünü yerine getirmesidir. İşbu çalışmada eser sözleşmelerinde iş sahibinin eseri inceleme ve ayıbı bildirme yükümlülüğü tüm detaylarıyla incelenecek olup, doktrinde ve Yargıtay kararlarında bulunan fikir birlikleri ile fikir ayrılıklarına da değinilecektir.

I. YÜKLENİCİNİN AYIPLI İFADAN DOĞAN SORUMLULUĞU

Eser sözleşmesinde eserin ayıpsız olarak meydana getirilmesini sağlama borcu yüklenicinin asli edim yükümlülüğü kapsamında ve eseri teslim borcunun tamamlayıcısı niteliğinde olan bir borçtur. Yüklenici, sözleşme ile tarafların tüm özellikleri açısından mutabık kaldığı eseri meydana getirmek ve bu eseri sözleşmenin diğer tarafı olan iş sahibine teslim etmekle yükümlüdür. Yüklenicinin, iş sahibi ile mutabık kalınan özelliklere haiz eseri iş sahibine teslimi konusundaki asli edim yükümlülüğünün ihlali durumunda yüklenicinin ayıba karşı tekeffül sorumluluğu söz konusu olacaktır. Bir başka deyişle yüklenicinin meydana getirdiği eser, tarafların sözleşmede kararlaştırdığı özellikleri taşımayan, ayıplı bir eser ise yüklenicinin edim borcuna aykırı bir davranış içinde olduğu söylenebilecektir.

Eser sözleşmesine ilişkin ayıba karşı tekeffül borcu yükleniciye asli borcunu gereği gibi yerine getirmemesi halinde bir garanti yükümlülüğü yüklemekte olup bu yükümlülük kurtuluş kanıtı getirme imkânı olmaksızın yüklenicinin sorumlu tutulması sonucunu doğurmaktadır. Eserin ayıplı olması durumunda iş sahibi sözleşmeye uygun olarak meydana getirilmeyen eseri teslim almaktan kaçınabilir; bu durumda iş sahibi alacaklı temerrüdüne düşmeyecektir. Bunun yanında iş sahibinin, yükleniciyi borçlu temerrüdüne düşürmek suretiyle TBK madde 123 ve devamı hükümlerine başvurması mümkün olabilecektir. Eserin iş sahibi tarafından teslim alınması ile birlikte artık ayıplı ifadan kaynaklı sorumluluk, bir başka deyişle yüklenicinin ayıba karşı tekeffülü söz konusu olabilecektir. Böylelikle sözleşme konusu eser teslim alındığı için artık iş sahibinin yükleniciye karşı TBK madde 123 ve devamı hükümlerine gitmesinin imkanı kalmayacaktır.

Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu TBK madde 474-478 arasında düzenlenmektedir. TBK madde 474 ile ayıbın belirlenmesi, TBK madde 475 ile eserdeki ayıptan yüklenicinin sorumlu olduğu hallerde iş sahibinin seçimlik hakları, TBK madde 476 ile ise eserin ayıplı olmasında iş sahibinin sorumluluğu belirlenmiştir. Bu maddelerin yanı sıra TBK m. 477 eserin teslim ve kabulünden sonra tarafların haklarını düzenlenmiş olup yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu bu maddeler çerçevesinde çözümlenecektir.

II. YÜKLENİCİNİN AYIPLI İFADAN DOĞAN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI

Yukarıda da açıklandığı üzere yüklenicinin ayıplı ifası sebebiyle iş sahibinin TBK madde 475’de sayılan seçimlik haklarını kullanabilmesi bazı şartlara bağlıdır. Bu şartların mevcut olması durumunda iş sahibi; sözleşmeden dönme, ayıbın giderilmesi veya ücretten indirim talep etme hakkından birini seçerek kullanabilecektir. Yüklenicinin ayıptan sorumlu olması, bir başka deyişle iş sahibinin seçimlik haklarını kullanabilmesi için; (i) eserin ayıplı olması ve iş sahibine ayıplı olarak teslim edilmesi, (ii) iş sahibinin gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmesi, ve (iii) ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması gerekmektedir. Bu şartların tamamının birlikte ve eksiksiz olarak karşılanmış olması durumunda iş sahibi seçimlik haklarını kullanabilecektir.

A. İŞ SAHİBİNİN GÖZDEN GEÇİRME VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ

1. Gözden Geçirme Yükümlülüğü

İş sahibinin eseri muayene etmesi ve eserdeki ayıpları yükleniciye bildirmesi zorunluluğu, hukuki niteliği itibariyle iş sahibi açısından bir borç olmayıp, sadece iş sahibinin ayıba karşı tekeffülden doğan haklarını kullanabilmesinin ön koşulunu oluşturan “külfet”tir. Bu külfetlerin yerine getirilmemesi, iş sahibinin yükleniciye karşı bir sorumluluğunu gerektirmemekte, sadece ayıplı eser teslimi dolayısıyla sahip olduğu haklardan yararlanamaması sonucunu doğurmaktadır.

TBK madde 474 uyarınca'İş sahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir.'

İş sahibinin eserin teslimini müteakip gözden geçirme yükümlülüğü doğmaktadır. Gerek doktrinde gerekse de Yargıtay kararlarında bu husus sabit olup, gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen iş sahibinin eseri kabul etmiş sayılacağı su götürmez bir gerçektir. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2002/1685 E. 2002/2483 K. ve 13.05.2002 tarihli kararında;

'İşin ayıplı olup olmadığına dair muayene ve ihbar yükümlülüğü, BK’nın 359. maddesi uyarınca imal olunan şeyin tesliminden sonra doğmaktadır. Dava konusu olayda 130 adet dairenin kalorifer yapımı söz konusu olup, 50 adedi henüz teslim edilmediğinden iş sahibinin muayene ve ihbar külfeti /bu aşamada) bulunmamaktadır.'

hükmüne yer vererek Yargıtayca kabul edilen görüşü net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Eseri kabul eden iş sahibinin, bu durumda yüklenicinin ayıba karşı tekeffülden doğan sorumluluğunun da ortadan kalkacağının bilincinde olması gerekmektedir. 'Bir ev inşasında bütün işler tamamlanmadan iş sahibi eve taşınmış ise henüz teslim vaki olmuş sayılmayacağından, sözü geçen külfetler de ortaya çıkmaz. Bir kimse bir evin inşaasını tamamlayıp anahtar teslimi taahhüt etmiş ve sonra inşaata ait çeşitli işleri çeşitli alt yüklenicilere yaptırmışsa, eseri gözden geçirme ve bildirimde bulunma külfetleri bu işlerin her biri için ayrı ayrı onların tamamlanmasından itibaren değil, evin bütün işleri tamamlanıp teslim edilmeden sonra kendini gösterir.' Eserin tamamlanıp teslim edilmesi ise iskan ruhsatının alınmasından sonra söz konusudur. İskan ruhsatı alınmadan teslim, teslim olmadan da muayene ve ihbar külfetleri başlamamalıdır.

İş sahibi, yüklenici tarafından tamamlanan ve kendisine teslim edilen eseri, hayatın olağan akışına uygun şekilde gözden geçirmek (muayene etmek) ve söz konusu incelemeyi yine hayatın olağan akışına uygun şekilde bitirmekle yükümlüdür. Nitekim TBK madde 474/1 uyarınca 'İş sahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır.'

Maddedeki 'imkân bulur bulmaz' ifadesinin kanun koyucu tarafından konulma amacı ise iş sahibinin gerçekleştireceği gözden geçirme eyleminin süre bakımından herhangi bir keyfiyete mahal verilmesinin önüne geçilmesidir. Unutulmamalıdır ki söz konusu ifade iş sahibine kendi subjektif durumuna göre bir gözden geçirme aciliyeti belirlenmesi hakkı da tanımamaktadır. İş sahibi, gözden geçirme yükümlülüğünü eserin tesliminden itibaren “hayatın olağan akışına göre, objektif kriterler gözetilerek belirlenecek uygun süre içerisinde” tamamlamakla yükümlüdür. Fakat iş sahibinin haklı bir nedenle gözden geçirme işlemine başlayamaması durumunda, dürüstlük kuralına göre gözden geçirme süresinin haklı nedenin ortadan kalkmasına kadar ertelenebileceğinin kabul edilmesi gerekir.

Gözden geçirme süresi için toplumda benimsenen ortak bir uygulama bulunmuyorsa, sadece imkân bulma unsuruna dayanmak yeterli olacaktır. Bu durumda da somut olaydaki subjektif koşullar gözetilerek, normal bir iş sahibinin eseri gözden geçirmeye başlaması ve bu işi özenle yapması için ne kadar zaman gerektiğine bakılmalıdır. Örneğin inşaat sözleşmesi kapsamında teslim edilen eserin ısınma sisteminde gerçekleştirilmesi gereken gözden geçirme yükümlülüğü ancak kış mevsiminin gelmesi ile, eserin çatısında gerçekleştirilmesi gereken gözden geçirme yükümlülüğü ise ancak yağmur yağması ile birlikte tam bir şekilde gerçekleştirilebilecektir. Fakat her halükarda gözden geçirme süresinin tespitinde mümkün olduğu kadar geniş davranılması hakkaniyete uygun olacaktır. Özellikle iş sahibinin tacir olmadığı veya yeterli deneyime sahip olmadığı durumlarda böyle bir gereklilik söz konusu olmaktadır.

TBK madde 474'de yer alan gözden geçirme yükümlülüğü, eserdeki açık ayıplar bakımından söz konusudur. Buna karşılık teslim esnasında açıkça belli olmayan gizli ayıplar ve yüklenicinin kasıtlı bir şekilde sakladığı ayıplar hakkında iş sahibinin gözden geçirme yükümlülüğü olmadığı kabul edilmektedir. Sıradan bir inceleme ile ortaya çıkmayan, farkedilemeyen ayıplar gizli ayıp olarak nitelendirildiğinden, söz konusu ayıpların (gizli ayıp) ilerleyen zamanlarda, ortaya çıktıkları anda yükleniciye bildirilmeleri mümkündür. Buna karşılık, yüklenicinin kasıtlı bir şekilde sakladığı ayıplar, gizli veya açık ayıp niteliğinde olabilir. Yüklenicinin kasıtlı olarak gizlediği açık ayıplar bakımından da iş sahibinin gözden geçirme yükümlülüğünü yerine getirmemesinin yüklenicinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının kabul edilmesi gerekir.

İş sahibi, eseri ortalama bir kişinin göstereceği dikkatle sözleşmeye uygunluk ve ayıp bulunup bulunmadığı bakımından makul bir değerlendirme yapabilecek biçimde incelemelidir. Bu incelemenin tarzı, kapsamı ve yöntemi, eserin çeşidine göre değişir; gerekli ölçümler, yüklemeler, kullanma veya işleme yapılmalıdır; işin çeşidine göre bu konuda bir teamül de olabilir. Örneğin otomobil tamirinden sonra usta ile birlikte bir deneme gezisinin yapılması gibi.

Sözleşme veya teamül gerektirmedikçe, iş sahibi gözden geçirme işlemini bir uzmana ya da bir bilirkişiye yaptırmak zorunda değildir. Bununla birlikte gerek iş sahibinin, gerek yüklenicinin, masrafları kendisine ait olmak üzere eserin, bilirkişiye muayene ettirilmesini ve muayene sonucunun bir raporla tespitini istemeye hakkı vardır. TBK madde 474/2 'Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir' hükmünü içermektedir. Bu hükümde sözü geçen bilirkişinin, kanunda bu husus açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, resmen tayin edilmiş bir bilirkişi olması gerektiği ileri sürülmektedir. Türk hukukunda, bilirkişi aracılığı ile delil tespiti mahkemelerden talep edilebilmektedir. Böyle bir talepte bulunabilmek için ispat vasıtalarının tehlikeye düşmesi veya eserde bir ayıp bulunmasının kuvvetle muhtemel olması şartı aranmaz. Kaldı ki bilirkişiye başvurmak bir yükümlülük değil, taraflara tanınmış bir haktır.

Bilirkişinin raporunu geç vermesi, gözden geçirme yükümlülüğünün vaktinde yerine getirilmemiş olduğu iddiasına yol açmamalıdır; bir başka deyişle, mahkemece tayin edilen bilirkişinin raporunu vermekte gecikmesi, iş sahibinin tekeffülden doğan hakkının düşmesine yol açmamalıdır.

2. Bildirim Yükümlülüğü

İş sahibi ya da onun yetkili temsilcisi tarafından fark edilen her türlü ayıp yükleniciye veya böyle bir beyanı/ihbarı/bildirimi almaya yetkili temsilcisine vaktinde bildirilmek zorundadır. Ayıbın gözden geçirme yükümlülüğü sonucu ortaya çıkması, teslim sırasında açıkça belli olması ya da gözden geçirme sırasında belirlenememekle birlikte sonradan ortaya çıkan bir gizli ayıp olması bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bildirim yükümlülüğü konusunda bilinmesi gereken en önemli husus eserin teslimi sırasında yüklenici tarafından bilinen ve/veya kasıtlı bir şekilde saklanan ayıpların, iş sahibi tarafından yükleniciye bildirilmesine gerek bulunmamaktadır.

Bildirim yükümlülüğü kapsamında eserin ayıplı olduğu, sözleşmede mutabık kalınan özellikleri taşımadığı, tatmin edici olmadığı gibi genel nitelikte açıklamalar yeterli değildir. İş sahibi dayanacağı her bozukluğu ayrı ayrı göstermeli ve görünüş biçimine göre yüklenicinin anlayacağı biçimde tanımlamalıdır. Ancak ayıbın uzmanlık açısından doğru biçimde ve bütün ayrıntılarıyla gösterilmesi, ayrıca nedeninin bildirilmesi zorunlu değildir. İş sahibi bozukluğun nedenini de bildirmiş ve bunda yanılmış ise bunun bir önemi yoktur. Örneğin, balkonda demirlerin yetersiz kullanıldığının veya mutfakta yanlış fayans kullanıldığının belirtilmesi yeterli olup, ne miktar demir ve hangi marka fayans kullanıldığının belirtilmesine gerek bulunmamaktadır.

TBK madde 474/1'de gözden geçirme sonucu ortaya çıkan ayıpların 'uygun bir sürede' yükleniciye bildirilmesinden söz edilmesine rağmen, somut bir süre öngörülmemiştir. Gizli olup da sonradan öğrenilen ayıplar bakımından ise 'gecikmeksizin' bildirimden söz edilmektedir. Gözden geçirme ile ortaya çıkan ayıplar bakımından da ayıp ihbarının olağan gözden geçirme süresinin tamamlanmasından sonra, derhal yapılması gerektiği kabul edilmektedir.

Doktrinde tartışılan ve uygulamada büyük bir sorun haline gelen hususların başında ise iş sahibinin yükleniciye bildirmediği ayıpların, sonradan daha büyük bir zarara yol açması durumunda, iş sahibinin ayıp ihbarında bulunup, buna ilişkin haklardan yararlanıp yararlanamayacağıdır. Doktrinde büyük bir çoğunluğun kabul ettiği görüşe göre, ihbar edilmeyen açık ya da gizli ayıplardan dolayı yüklenicinin sorumluluğunun bulunmadığı, ancak iş sahibinin bu ayıpların sonradan vereceği zararı tahmin edememesi durumunda ya da önemsenmeyecek bir ayıbın sonradan önem ve boyutunun anlaşılması üzerine derhal bildirilmesiyle ayıbı bildirme yükümlülüğü yerine getirilmiş olacaktır. Bir başka deyişle ayıp bildiriminde esas olan bildirim yapılmayan ayıpların iş sahibi tarafından kabul edildiği, ayıba karşı seçimlik hakların kullanılmayacağının kabul edilmesidir. Fakat söz konusu ayıpların sonradan meydana getireceği zararların iş sahibi tarafından tahmin edilmesinin güç olduğu durumlarda, ve/veya bildirilmeyen ayıbın mahiyetinin sonradan anlaşılması durumlarında istisna olarak iş sahibi tarafından derhal bildirimde bulunulabileceği kabul edilmektedir.

İş sahibinin bildirimde bulunma yükümlülüğü kural olarak eserin gözden geçirilmesinden/muayenesinden sonra doğmaktadır. Yani gözden geçirme süresi bitmeden önce bilinen ayıpların yükleniciye bildirilmesi gerekmemektedir. Fakat, söz konusu ayıbın yükleniciye, haberdar olunduğu andan itibaren en kısa süre içerisinde bildirilmemesi durumunda büyük zararlara yol açma riskinin bulunması halinde, dürüstlük kuralı gereği bunların derhal, gözden geçirme süresinin bitiminin beklenmesine gerek olmaksızın, yükleniciye bildirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Ayıp bildirim yükümlülüğüne ilişkin yasal düzenlemeler tamamlayıcı hukuk kuralları olduklarından, eser sözleşmesinin tarafları bu yükümlülüğün ne kadar sürede yapılacağını ayrıca ve serbestçe kararlaştırabilirler. Yüklenicinin imalat ve işçilik hatalarına karşı iş sahibine garanti verdiği durumlarda, gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünden iş sahibi yararına vazgeçildiğinin, yüklenici tarafından verilen garanti süresince yüklenicinin ayıpları gidermeyi garanti ettiğinin kabulü gerekir. Nitekim bu husus Yargıtay kararlarında da sabittir.

Ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme veya yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunması olarak tanımlanabilir. Eserin tesliminden sonra iş sahibi, işlerin olağan gidişine göre, imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve bozukluğu varsa derhal yükleniciye bildirmek zorundadır. Garanti süresi kararlaştırılmış ise, garanti süresi içinde de ayıp ihbarı yapılabilir.

'Yüklenici, sözleşmede, imalat ve işçilik kusurları için 12 aylık garanti süresi tanımıştır. Böylece yüklenici, yararına olan yasa kurallarından vazgeçmekte, iş sahibinin gözden geçirme ve kusurları bildirme yükümlülüğünü kaldırmakta, çıkan bozukluğun garanti süresi içinde kendisinden istenilmesi hakkını tanımaktadır.'

Ayıp bildirimi ile amaçlanan, iş sahibinin ayıplardan dolayı yükleniciyi sorumlu tutacağına ilişkin irade açıklamasının yükleniciye ulaştırılmasıdır. İş sahibinin ayıp ihbarına ilişkin irade açıklaması, hukuki işlem benzeri bir fiildir. İş sahibinin ayıp ihbarı ile birlikte, ayıp dolayısıyla sahip olduğu seçimlik hakları kullanması gerekmemektedir. Bu hakları süresi içinde, daha sonra ileri sürmesi mümkündür.

Ayıp bildirimi herhangi bir şekle bağlı değildir. Hatta sözleşme tacirler arasında akdedilmiş olsa bile ayıp bildirimi için herhangi bir şekil şartı bulunmamaktadır. Bildirimin yapılma şekli sadece ispat hukuku açısından önem taşımaktadır. Zira bildirim yükümlülüğünün yerine getirildiğinin somut delillerle ispatı iş sahibinin lehine olacaktır çünkü kural olarak taraflar arasında bu hususa ilişkin bir uyuşmazlık doğduğunda ayıp bildiriminin yapıldığının ispat yükü iş sahibinde, bildirimin süresinde yapılmadığının ispat yükü ise yüklenici üzerindedir. Yine bu hususa ilişkin Yargıtay kararları da bulunmaktadır.

'Eser Sözleşmelerinde yüklenicinin kararlaştırılan iş bedeline hak kazanabilmesi için eseri sözleşme ve eklerine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etmesi gerekir. Eserin sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da bir kaçının bulunmaması halinde ayıplı yapıldığının kabulü gerekir. Dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre ayıp ihbarının yapılması şekle tabi değildir. Her türlü delille, hatta tanık beyanı ile dahi kanıtlanması mümkündür. Eserin ayıplı olması ve süresinde ayıp ihbarı yapılmış olması halinde iş sahibi BK madde 360’da öngörülen haklarını kullanabilir. Dinlenilen davalı tanığı ayıp ihbarının süresinde yapıldığını beyan etmiştir.'

'Eser sözleşmesine dayanan ilişkilerde ayıp ihbarının yapıldığının tanık delili dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Somut olayda davalı vekili tarafından gösterilen tanıklar dinlenmemiştir. Ayrıca davalı şirket adına İ. A. tarafından 21.03.2011 tarihinde gönderilen e-mailin ayıp ihbarı niteliğinde olduğu, yüklenici tarafından bu e-maile karşılık olarak aynı tarihte gönderilen e-maille ayıp iddialarının kabul edildiği dikkate alınmamıştır. Mahkemece yukarda belirtilen e-mailler dikkate alınmadan ve davalı tarafların tanıkları dinlenmeden ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı ve yazılı olmadığı gerekçesiyle bu savunma dikkate alınmayıp karar verilmesi doğru olmamıştır.'

Son olarak, ticari eser sözleşmeleri için, muayene ve ihbar süreleri bakımından Türk Ticaret Kanunu'nun satım sözleşmesinde alıcının muayene ve ihbar sürelerine ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağını tespit etmek gerekir. Doktrinde benimsenen bir görüşe göre iş sahibinin eserin ayıplı olmasından doğan hakları, kural olarak satım sözleşmesinden doğan hakların bağlı olduğu zamanaşımı süresine tabidir, bu yüzden eğer taraflar tacir ise bu tür ticari nitelikteki eser sözleşmelerinde ayıpların bildirim süresinin de ticari satımlardaki bildirim süresine tabi olduğu kabul edilmelidir. Açık ayıplar bakımından 2 günlük, özenli bir muayene ile ortaya çıkacak açık ayıplar bakımından ise 8 günlük ihbar süresi uygulama alanı bulmalıdır.

Her ne kadar böylesine bir görüş bulunsa da bizim de katıldığımız, gerek doktrinde gerekse de Yargıtay kararlarında benimsenen görüş ticari eser sözleşmelerinde gözden geçirme ve bildirim süreleri bakımından satım sözleşmesine ilişkin sürelerin kıyasen uygulanmasının mümkün olmadığı yönündedir. Yargıtay bir kararında konuyu etraflıca açıklamış ve desteklediği görüşü açıkça ifade etmiştir.

'Ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumluluğunun düzenleyen TBK'nın 474. maddesi uyarınca açık ayıplar yönünden iş sahibi imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde, gizli ayıplar yönünden ise, 477/son maddesi uyarınca da, ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunluluğu bulunmaktadır. Ayıbın bildirilmemesi halinde eser kabul edilmiş sayılır. Ne var ki, ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığının da mahkemece re'sen gözetilmesi mümkün değildir. Diğer bir anlatımla, ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığı mahkemece re'sen gözetilmeyip, yüklenicinin bu hususu def'i olarak ileri sürmesi gerekir. Gerek Dairemizin gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararları da bu yöndedir. Ayrıca, eksikler yönünden ise ayıp ihbarına gerek olmayıp, zamanaşımı süresi içerisinde eksikler yönünden istemde bulunulması mümkündür. Mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapılmadığından bahisle davanın esasına girilmemesi doğru değildir. Öte yandan eser sözleşmelerinde ayıp ihbarının varlığı her türlü delille yapılabileceği Dairemizin uygulamalarında kabul edilmektedir. Esasında davacı taraf konteyneri teslim aldığı 17.05.2014 tarihinden itibaren BK'nın 474. maddesi uyarınca uygun süre içerisinde 23.05.2014 tarihinde elektronik posta ile davalıya bildirdiğinden ihbarın süresinde yapıldığı kabul edilmelidir. TTK'nın 21/1-c maddesindeki (2) günlük ihbar süresinin eser sözleşmelerinde uygulama yeri bulunmamaktadır.'

III. SONUÇ

Çalışmanın giriş kısmında da belirtildiği üzere eser sözleşmeleri bakımından uygulamada sıklıkla karşılaşılan sorunların başında yüklenicilerin eseri ayıplı ifa etmeleri ve bu sebeple doğan sorumlulukları gelmektedir. Yüklenici ile iş sahibi bir araya gelerek taleplerini ve beklentilerini paylaşmakta, bu talep ve beklentileri ise sözleşme düzenleme yoluyla somut hale getirmektedirler. Eser sözleşmesinin düzenlenmesi ile iş sahibinin borcu iş bedelini ödemek (TBK'nın 479/1.md.), yüklenicinin borcu ise, eseri iş sahibinin amacına ve talebine uygun, haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmektir. Fakat her durumda yükleniciler sözleşmede kararlaştırıldığı gibi bir eser ortaya çıkaramamaktadırlar. Bu gibi durumların varlığında kanun koyucu, iş sahiplerine ayıba katlanmamaları için bir hak, yüklenicilere ise bir yükümlülük getirmektedir. Bahsetmiş olduğumuz yüklenicinin ayıba karşı tekeffül borcunun doğumu ise bazı şartlara bağlanmaktadır. Bu şartlardan en önemlisi ise kanımızca iş sahibinin gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğüdür. Kanun koyucu tarafından her ne kadar gözden geçirme ve bildirimde bulunma için belirli süreler belirlenmemiş olsa da iş sahiplerinin hayatın olağan akışını da göz önünde bulundurarak eseri teslim aldıktan sonra mümkün olan en kısa süre içerisinde muayene etmesi, daha sonra herhangi bir ayıp saptanması halinde ise yine mümkün olan en kısa süre içerisinde yükleniciye bildirmesi gerekmektedir. Kanun koyucu tarafından gözden geçirme ve bildirimde bulunmak için belirli bir süre öngörülmemesi taraflarca ne geniş ne de dar yorumlanmalıdır. Gerçekten de her somut olay özelinde farklı bir değerlendirme yapılmalı ve çalışmamızda açıkladığımız istisna haller gözetilerek bu yükümlülükler yerine getirilmelidir. Ayrıca TBK madde 474 hükmünün emredici olmadığı da göz önünde bulundurularak taraflarca hem gözden geçirme hem de bildirimde bulunma için sözleşmesel süreler belirlenmesi uyuşmazlık doğması ihtimalinde nispeten gözden geçirme ve bildirim yükümlülüklerinin süresinde yerine getirilip getirilmediği noktasında uyuşmazlığa netlik kazandırabilecektir.